Işık kaç renktir? (ve bunu neden gece 3’te tost yaparken düşünür insan?)
Bazı sorular var ki, insanı akademik kariyerden çıkarıp direkt mutfakta tavada yanmış ekmek kokusuna götürür. “Işık kaç renktir?” sorusu da onlardan biri. İlk duyduğumda çok ciddiye almıştım. Sonra fark ettim ki ben bu soruyu genelde hayatım yolunda gitmediğinde düşünüyorum. Mesela İzmir’de rüzgâr esip de kafamın içindeki tüm planları dağıttığında ya da markette “indirimli yoğurt” etiketiyle kandırıldığımda…
Şimdi dürüst olalım: Işık dediğimiz şey gündelik hayatta o kadar sıradan ki, aslında onunla ilgili düşünmek bile biraz “fazla boş vakit” gibi hissettiriyor. Ama işte insan beyni… Bir noktadan sonra “neden gökkuşağı var ama gece yok?” diye sorgulamaya başlıyor.
Ben de 25 yaşında, İzmir’de yaşayan, arkadaş grubunda sürekli saçma espriler yapan ama gece yatağa yatınca “acaba evren beni ciddiye alıyor mu?” diye düşünen biriyim. O yüzden bu konuyu anlatırken hem ciddi hem de biraz da dağınık olacağım. Çünkü ışık da öyle zaten: hem düzenli hem kaotik.
Işığın renk meselesi: Gözümüzün gördüğü kadar mı?
Şimdi teknik kısma çok boğmadan girelim. Günlük hayatta gördüğümüz ışık, aslında beyaz dediğimiz şey. Ama beyaz, tek renk değil; içinde bir sürü renk saklı. Tıpkı “ben iyiyim” diyen bir arkadaşın aslında içten içe hayatla pazarlık yapması gibi.
Işık kaç renktir? sorusunun en klasik cevabı: görünür ışık spektrumu. Ama ben bunu ilk duyduğumda şunu düşünmüştüm:
“Spektrum ne ya? Pokemon mu bu?”
Sonra öğrendim ki ışık aslında kırmızıdan mora kadar uzanan bir yelpaze. Ama burada işin komiği şu: biz sadece küçük bir kısmını görüyoruz. Yani evrende resmen “renklerin Netflix kataloğu” var ama biz üyeliği basic paket almışız.
Gözümüzün filtresi: Hayatın Photoshop’u
İzmir’de sabah gün doğumunu düşün. Körfezde hafif bir ışık, martılar bağırıyor, insanlar işe geç kalmış gibi hızlı yürüyor… O ışık aslında milyonlarca dalga boyunun karışımı.
Ama biz ne görüyoruz?
“Sarımsı güzel bir sabah.”
Yani beynimiz adeta bir Instagram filtresi gibi çalışıyor. İçeri giren ham veriyi alıyor, biraz yumuşatıyor, biraz parlatıyor ve bize “buyur hayat güzel” diye servis ediyor.
Bir gün bunu düşündüğümde arkadaşıma dedim ki:
— “Bak şimdi, aslında ışık tek bir şey değil, hepsi karışım.”
Arkadaşım:
— “Kanka ben de sabah kahvesiyle karışığım şu an.”
Ve böylece bilimsel sohbet 0 saniyede çöktü.
Işık kaç renktir? sorusunu İzmir sokaklarında düşünmek
İzmir’de yürürken ışık başka bir şey oluyor. Özellikle Kordon tarafında akşamüstü… Güneş batarken gökyüzü sanki “ben biraz dramatik kapanış yapacağım” diyor.
O an beynim şunu yapıyor:
“Acaba bu renk geçişi kaç farklı dalga boyunun kavgası?”
Sonra hemen kendime geliyorum:
“Hayır kardeşim, sen sadece yürüyüş yapıyorsun. Bilim insanı değilsin, sadece simit yemeye çıkmışsın.”
Ama işte soru içten içe dürtüyor: Işık kaç renktir?
Aslında cevap basit gibi: tek bir renk değil. Ama insan basit cevaplara hiç güvenmiyor. Çünkü basit cevaplar genelde “hayatında başka soru yok mu?” hissi veriyor.
Gün batımı: Işığın drama seviyesi 100
Gün batımı ışığına ayrı bir paragraf açmak lazım. Çünkü orada ışık resmen performans sergiliyor.
Kırmızı, turuncu, pembe… Gökyüzü sanki renk seçme ekranı değil de “duygusal final sahnesi”.
Bir gün sahilde otururken yanımdaki çocuk babasına sordu:
— “Baba gökyüzü neden kırmızı?”
Baba:
— “Güneş gidiyor oğlum.”
Ben iç ses:
— “Adam resmen ışığın kimyasal dağılımını tek cümlede özetledi.”
O an düşündüm: Belki de ışık kaç renktir? sorusunun cevabı teknik değil, duygusal.
Işığın bilimsel tarafı ile hayatın dağınık gerçekliği
Şimdi biraz daha derli toplu düşünmeye çalışalım (ama garanti vermiyorum). Işık aslında elektromanyetik dalgalar spektrumunun görülebilen kısmı. Ama bu cümleyi yüksek sesle söyleyince bile insanın morali biraz ciddileşiyor.
Ben mesela bunu ilk öğrendiğimde şunu yaptım:
“Tamam artık hayatımı düzene sokuyorum.”
Sonra ne oldu?
Buzdolabında yarım limon, açılmış ama bitmemiş soda ve üç gün önce unutulmuş bir pizza dilimi.
Yani ışığı anlamak kolay, kendimi anlamak daha zor çıktı.
Renkler aslında beynin çevirisi
Şunu fark ettiğimde biraz kafam karışmıştı: Renk dediğimiz şey aslında dış dünyada yok. Işık dalga boyu var, ama “kırmızı”, “mavi” gibi isimler beynimizin işi.
Yani aslında dünya renksiz, biz boyuyoruz.
Bu bilgi beni biraz gereksiz düşündürttü. Çünkü o gün metroya binerken şunu düşündüm:
“Acaba insanlar beni de kendi kafalarına göre mi renklendiriyor?”
Sonra yanımdaki abla yanlışlıkla dirsekle itti, ben de “hayat gri galiba” diye içimden geçirdim.
Arkadaş ortamında ışık tartışması açmak: Cesaret ister
Bir gün arkadaşlarla oturuyoruz. Konu yok, klasik. Birisi “hava sıcak” dedi, diğerisi “kredi kartı ekstresi geldi” dedi. Ben de araya girdim:
— “Biliyor musunuz, ışık aslında tek renk değil.”
Sessizlik.
Sonra biri:
— “Abi biz tost söyleyecektik.”
Ama ben durmadım:
— “Hayır bak, ışık kırmızıdan mora kadar…”
Bir arkadaşım:
— “Kanka sen yine evren moduna girdin.”
İşte o an anladım: Işık kaç renktir? sorusu sadece bilimsel değil, sosyal bir test.
Işığın sosyal hayatı
Işığın bile sosyal hayatı var aslında. LED ışıklar, güneş ışığı, sokak lambaları… Hepsi farklı “karakter”.
Sokak lambası mesela biraz yorgun ve geceyi zor taşıyan bir abi gibi. Güneş ışığı ise sabahları aşırı motive bir koç.
Ben bazen ışıklara kişilik atıyorum, sonra kendime diyorum:
“Tamam, artık yeter, dışarı çıkman lazım.”
Işık ve ben: Fazla düşünen ama tostla hayata dönen insan
İtiraf ediyorum, bazı günler ışık bile bana fazla geliyor. Yani sadece fiziksel olarak değil, düşünsel olarak.
Bir gün sabah uyandım, perdeden içeri giren ışığa baktım ve düşündüm:
“Işık kaç renktir?”
Sonra açım olduğunu fark ettim.
Bence bu çok kritik bir nokta: İnsan açken felsefe yapmamalı.
Çünkü beynin verdiği her cevap biraz dramatik oluyor. Mesela açken ışık bana “hayatın geçici olduğunu hatırlatan beyaz bir sessizlik” gibi geliyor. Tokken ise sadece “güneş açmış güzel hava” oluyor.
Günlük hayatın ışık filtreleri
Aslında hepimizin bir iç filtresi var:
Uykusuzsan: ışık çok parlak
Mutlusan: ışık tam kararında
Aşık olsan: ışık romantik Instagram filtresi
Stresliysen: ışık bile fazla geliyor
Yani ışık sabit, biz değişkeniz. Bu da işi daha karmaşık yapıyor.
Son düşünceler (ama resmi değil, sadece iç ses)
Şunu öğrendim: Işık kaç renktir? sorusunun tek bir cevabı yok. Çünkü ışık sabit değil, algı değişken.
Ama daha önemlisi şu: Bu soruyu sormak bile insanı biraz “uyanık” yapıyor. Çünkü etrafına sadece bakmıyorsun, anlamaya çalışıyorsun.
Ve bazen bu fazla geliyor.
Ama yine de güzel bir şey var: İzmir’de akşamüstü yürürken gökyüzüne bakıp hiçbir şey düşünmeden sadece renkleri izlemek.
Belki de ışığın kaç renk olduğunu bilmekten daha önemli olan şey, o renklerin içinde biraz kaybolabilmek.